abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2011

Night of the Comet (1984)


Daha iki gün önceki son yazımda yine "Night of the..." diye başlayan ve seksenli yıllarda çekilen başka bir filmin yazısını yazmam tamamen tesadüf. Ama düşününce ismi "Night of the bilmem ne" şeklinde olan bir sürü zombi filmi var. Hatta Night of the Living Dead'den önce 1959 yılında Ed Wood tarafından yapılan Night of the Ghouls ve 1965 yılında çekilmiş olan İtalyan filmi Night of the Doomed (daha çok Nightmare Castle adıyla bilinir) bu şekilde isme sahip ilk zombi filmleridir. Şunu da yazmadan geçmeyeyim, Night of the Comet'ın çıkmadan önceki ismi Teenage Mutant Horror Comet Zombies'miş. Hatta radyodaki hatun da bu ismi bir cümlesinde kullanıyordu. Sonradan filmin adı abes bir şekilde uzun gelmiş, bu da o sıralarda ortada Night of the Day of the Day of the Dawn of the Son of the Bride of the Return of the Revenge of the Terror of the Attack of the Evil, Mutant, Alien, Flesh Eating, Hellbound, Zombified Living Dead Part 2: In Shocking 2-D adında bir film olmadığı için olsa gerek. Bu yüzden filmin adı değiştirilerek Night of the Comet ismiyle piyasaya sürülmüş. Bu bilgileri bundan sonra adı sadece "Night of the ..." diye başlayan filmleri yazacağımı düşünmeyin diye yazıyorum. Veya o kadar yorgunum ki saçmalıyorum.


Her fırsatta seksenli yıllarda çekilen filmlere olan sevgimden bahsederim. Night of the Comet da yine tam bir seksenler filmi. Night of the Creeps'te de olduğu gibi lise/üniversite komedisi ile zombi istilasını birleştiren bu film zombileri biraz daha geri plana atarak gençlik filmi ögesini ön plana çıkarmış. Bununla benim bir sıkıntım yok. Filmdeki seksenler nostaljisi ise kimi izleyici için bir sempati, kimi izleyici içinse bir antipati kaynağı. Filmin yapım tasarımcısı John Muto, filmdeki karakterlerin giysi renklerinin çok dikkatli seçildiğini söylemiş. Kötü karakterler siyah veya gri gibi koyu renkleri giyerken Samantha'nın kıyafet renkleri daha cafcaflı ve Regina'nınkiler ise daha göze batmayan cinsten. Bunun sebebi ise Samantha'nın Regina'ya nazaran daha aklı bir karış havada bir karakter olmasıymış. John Muto böylelikle filmde bir çizgi roman havası sağladığını da söylemiş. Ben de gayet başarılı olduğunu söyleyebiliyorum.


Geçen bir kuyruklu yıldız sayesinde Dünya nüfusunun tamamına yakını ölür. Burada ölmekten kastım ya üstteki resimdeki kiremit tozuna dönüşmek ya da zombiye dönüşmek. Filmin ana karakteri Regina bir sinemada çalışmaktadır, kardeşi Samantha ise bir ponpon kızdır. "İnsan ırkının geleceğinin ellerinde olduğunu" anlayan kızlar harekete geçerler. Karşılarına filmin "jönü" olan Hector ve  "salgını durdurmak isteyen bilim adamları" çıkar. Bu bilim adamlarının amacı ise Samantha ve Regina'yı denek olarak kullanmaktır.

Film dünyanın sonu hissiyatını gayet iyi bir şekilde veriyor. Kızıl gökyüzü, boş sokaklar, yalnızlık, umutsuzluk filmde arka fonu oluştursa da başarılı şekilde uygulanmış olduğu gözden kaçmıyor. Night of the Comet için bir nevi Last Woman on Earth-Omega Man (I am Legend demek istemiyorum) ve Breakfast Club-Fast Times at Ridgemont High (ya da bu türde aklınıza ne gelirse) melezi denebilir.


Diyeceksiniz ki bu filmin kötü yanı yok mu? Var. Filmin müzikleri berbat. Seksenli yılların revaçtaki pop şarkılarına benzer bir şeyler yaratmaya çalışırken sıçan bir müzisyenin elinden çıkan müzikler, sinemada doğru müzik seçimi ve nasıl kullanılmayacağı hakkında ders olabilecek nitelikte. Filmin senaryosu da arada sırada çığrından çıkıp tuhaf yollara sapıyor. Filmin finali de bazıları için doyurucu olmayabilir. Ama bütün bunlar Night of the Comet'ı kötü bir film yapmıyor. Sonuç itibariyle Night of the Comet, seksenli yıllar fetişistlerine tavsiye edebileceğim bir "ya sev ya da nefret et" filmi.




Devamı... >>

19 Ocak 2011

Night of the Creeps (1986)


Video döneminde başlayan korku filmi sevgim en çok bu yıllarda çekilmiş filmlerle körüklendiği için seksenli yıllarda çekilmiş korku filmlerine ayrı bir sempatim var. Bunu zombi filmlerine olan sevgim ile birleştirdiğimde seksenli yıllarda çekilmiş korku filmleri hayranlığım olduğunu söyleyebilirim, bu da Night of the Creeps'e denk gelen bir tanım. Film hem bir zombi film, hem de bir gençlik komedisi. Birkaç sene önce çıkan Slither nasıl Night of the Creeps'e bir saygı duruşu niteliğindeyse, Night of the Creeps de kendinden önceki bir çok filme ve yönetmene bir saygı duruşu adeta.


Şöyle başlayayım, filmdeki karakterlerin soyadları Romero, Carpenter Hooper, Cronenberg, Raimi, Landis, Cameron ve Miner. Hatta filmin geçtiği okulun adı bile Corman University. Bunu da geçtim, yönetmen Fred Dekker bir sene sonra çekeceği filmi Monster Squad'a bile selam çakmış. Tamam, yapılmamış bir şey değil, daha sonra yazacağım The Dead Next Door'da da aynı şey vardı. Hatta Peter Jackson'ın Dead Alive filminde kullanılan çim biçme makinası ile zombi imha etme fikri bu filmi izledikten sonra ortaya çıkmış. Tabii ki bu katliam sahnesinde boynuz olan Dead Alive, kulak olan Night of the Creeps'i geçmiş. Ama Night of the Creeps atmosferi, karakterleri, konusu, efektleri... boş verin, her şeyi ile tam bir B filmi. Ne yazık ki üç buçuk ayda 5 milyon dolara çekilen film gişede bunun karşılığını alamamış. 


Film, 1959 yılında tenha bir bölgede arabada oturan iki sevgilinin gökten düşen ışıklı bir topu görmesiyle başlıyor. Sevgililerden birinin yiğidoluk görevini yerine getirmek üzere arabadan çıkıp düşen şeyin ne olduğuna bakmaya gitmesiyle hanım kızımız arabada yalnız kalır. Yalnız kalmasıyla akıl hastahanesinden kaçan baltalı bir manyağın kendisine musallat olması da bir olur. Kızımız ölür, yiğidomuz ise ağzına girecek olan uzaylı sülüklerle yüz göz olur.
27 sene sonra (bu 27 seneyi de başta Stephen King'in IT romanına yapılan bir gönderme sanarak araştırma yaptım fakat ne yazık ki IT bu filmden bir sene sonra yayımlanmış) Corman Üniversitesi'ne ilerleyen hikayemizde iki işsiz güçsüz karakterle karşılaşırız: J.C. ve Chris Romero. Chris, Cynthia Cronenberg adlı kızı görür görmez aşık olmuştur fakat Cynthia'nın bu tür filmlerde sık sık karşılaştığımız, okulun futbol takımında oynayan, kaslı ama beyinsiz türden bir sevgilisi vardır. J.C.'nin gazına gelen Chris bir erkek kardeşlik kulübüne katılmaya karar verir. Fakat kardeşlik kulübünün yeni üye almaları için bir şartları vardır: Morgdan bir ceset çalarak yurtta kalan kızları tırstırmak. Morga giden J.C. ve Chris orada dondurulmuş halde duran bir cesetle karşılaşırlar, bu ceset yıllar önce ağzına sülük kaçan yiğidodan başka biri değildir. Salaklıklarıyla cesedin serbest kalmasına sebep olan ikili bilmeden bir zombi istilasını da başlatmış olurlar.


Night of the Creeps, zorlama olmayan ve kendini sevdirerek izleten bir film. Özellikle video dönemi korku filmleri sevip de izlememiş olanlara ilaç gibi geleceğine eminim. Her ne kadar o yıllarda çekilen filmlerde olduğu gibi asıl aksiyonun son yarım saate sığdırılmış olsa da gayet başarılı ve eğlenceli bir film. Fear of Clowns 2 filminin sonunda da yazdığı gibi "Night of the Creeps RULES!"



Devamı... >>

13 Ocak 2011

Zombie Honeymoon (2004)


Romantik-zombi-komedi filmi olan Shaun of the Dead ile aynı sene çıkan romantik-zombi filmi Zombie Honeymoon'un ikincisi yoldayken ilkinin incelemesini yazayım da izlemeyen izlesin diye düşündüm. "Hastalıkta ve sağlıkta" mantığını sonuna kadar yaşatan filmde "ölüm bizi ayırıncaya kadar" teması pek yaşatılmıyor. David Gebroe'nun yazıp yönettiği filmde birkaç korku filminde oynamış olan Tracy Coogan ve ufak tefek film ve dizilerde rol almış olan Graham Sibley başrolleri paylaşıyor. 


Yeni evli olan Denise ve Danny, balayı için bir aylığına Denise'ın amcasının New Jersey sahilinde bulunan kulübesine giderler. Bir gün denizden bir adam çıkagelir ve Danny'ye saldırarak ağzına siyah bir sıvı kusar. Danny fenalaşır ve hastaneye kaldırılır. Hastanede ölü olduğu söylenen Danny 10 dakika sonra canlanır, bir gece hastanede tutulur ve ertesi gün serbest bırakılır. Zamanla Danny'de tuhaf bir şeyler olduğunu anlayan Denise kocasına büyük bir aşkla bağlı olduğu için bunları örtbas etmeye çalışır. Vejetaryen olan Danny ete, özellikle de insan etine muhtaçtır. Zamanla çürüyüp daha da vahşileşmeye başlar. Denise, kocasının cinayetlerini açığa çıkarmak yerine kendisini cinayetlerin izlerini yok ederken bulur.

David Gebroe, Denise ve Danny karakterlerini yaratırken kız kardeşi ve eniştesinden ilham aldığını söylüyor. Yönetmen ilk filmini bitirdikten sonra, 2002 yılında kardeşinin kocası bir sörf kazasında ölmüş. Kardeşinin bir sanatçı olması ve Portekiz'e taşınması da filme yansıtılmış. Hollywood Gothique sitesiyle yaptığı bir röportajda Gebroe, "kaderin zalim eli"ni temsil etmek için zombiyi seçmesinin nedeninin kardeşi ve eniştesinin psychobilly müziği ve Fulci'nin Zombie filminin hayranı olmalarına bağlıyor. Zaten filmdeki video dükkanındaki tezgahtar da Zombie filminin tişörtünü giyiyor. Aynı zamanda yine video dükkanında geçen sahnede, bir müşterinin "kötü" diye nitelendirdiği ve fazladan para ödemek istemediği film de yönetmenin ilk filmi The Homeboy



Film basında ve eleştirilerde gayet yüksek puanlar almış. Variety dergisi filme "güçlü ve güzel bir film" derken, Salon.com sitesi "rahatsız edici, kanlı bir film ve aynı zamanda David Cronenberg'ün Sinek filminden beri karşılaşılmayan trajik bir aşk hikayesi" demiş. 

İkincisini yine David Gebroe'nun yönettiği filmin başrolünde de yine Tracy Coogan oynuyor. Ve hoş bir sürpriz: ikinci filmin yapımcısı, ilk filmin büyük bir hayranı olan ünlü korku filmi yönetmeni John Landis. Bir hafta gibi kısa bir sürede geçen ilk filmden sonra devam filminin 15 sene gibi bir zamana yayılacağını söyleyen David Gebroe "Denise öncekinden daha güçlü... ve daha da deli!" diyor. Bu yıl ülkemizde de gösterime girecek olan Zombie Honeymoon 2 şimdiden bekleme listemde.

Sonuç olarak; Zombie Honeymoon sevdiğiniz kişi ile izleyebileceğiniz güzel bir zombi filmi.



Devamı... >>

12 Ocak 2011

The Sky Has Fallen (2009)


Para kazanmak için çekilen filmlerin kendini belli ettiği gibi film izlemeyi seven kişiler tarafından yapılan filmler de her zaman kendisini belli eder. The Sky Has Fallen da film izlemeyi seven kişiler tarafından yapılmış. Filmi izlerken bir çok filmden, özellikle Ryuhei Kitamura'nın Versus'undan esinlenmeler görebilirsiniz.  Yazarı ve yönetmeni Doug Roos tarafından "post-apokaliptik bir aşk hikayesi" olarak tanımlanan film, iyi bir film yapmak için milyonlarca dolarlık bir bütçeye ihtiyaç olmadığını kanıtlıyor. Missouri eyaletinin ormanlarında 25 günde çekilen film, 2009 Indie Gathering Uluslararası Film Festivali'nde ve 2009 Freak Show Uluslararası Film Festivali'nde En İyi Film ödülünü alırken 2009 British Film Festival'de En İyi Film Müziği dalında aday gösterilmiş.


Nihayet kıyamet kopmuş ve insanların tamamına yakını ölüp zombilere dönüşmüştür. Sağ kalan insanlar ise hayatta kalmak için medeniyete uzak yerlere kaçmışlardır. Lance ve Rachel sığındıkları ormanda karşılaşıp mücadelelerine beraber devam etmeye çalışırlar. Lance usta bir şekilde samuray kılıcı kullanabilmektedir ve amacı öldürebildiği kadar zombi öldürmektir. İşin içine zombi olmayan ama zombilerle bir ilişkisi olduğu aşikar olan kukuletalı tipler de vardır, aynı zamanda Lance ve Rachel arasında bir aşk da filizlenmek üzeredir.


The Sky Has Fallen, tecrübesiz kişilerin yaptığı bağımsız ve mikro bütçeli filmlerden beklenmeyecek kadar başarılı bir film. Senaryo ve oyunculukların iyi olduğu kadar yönetmenin de ne yaptığını bildiği belli oluyor. Bunların yanı sıra makyajlarda ve hareketli katliam sahnelerinde de göze batan pek fazla bir şey olmayınca ortaya zevk alarak izlenip insanlara tavsiye edilebilecek bir seyirlik çıkıyor. Durmadan "kesin şimdi film sıçacak" diye düşünmeme rağmen filmde pek fazla bir kusur bulamadım. Filmi "malum" yöntemlerle elde edemezseniz resmi sitesinden 10 dolar gibi bir fiyata satın alabilirsiniz.







Devamı... >>

11 Ocak 2011

I Eat Your Skin (1964)


Asıl ismi Zombie Bloodbath olan I Eat Your Skin tam bir Z sınıfı, arabalı sinema filmi. Film 1964 yılında önce Zombies ismiyle filme alınmış fakat dağıtımcı bulamayınca 7 sene boyunca stüdyo raflarında tozlanmış. Tam unutulacağı sırada yapımcı Jerry Gross'un I Drink Your Blood adlı tuhaf klasikle beraber "iki film birden" kuşağında oynatılacak bir film arayışı sonucunda tekrar gündeme getirilmiş. Filmin adı diğeriyle uyumlu olsun diye I Eat Your Skin olarak yeniden düzenlenmiş. Zaten filmin Something Weird Video tarafından yayınlanan DVD'si de bu iki filmden oluşan bir "double-bill" halinde satışa sunulmuş. Filmin isminin böylesine iddialı ve filmle alakasız olmasının sebebi bu. Zaten filmde yine 68 yılı öncesi "zihin kontrolü"ne maruz kalmış köleleri görüyoruz.


Del Tenney'nin yazdığı, yapımcılığını yaptığı ve yönettiği filmde yine basmakalıp karakterlerle karşılaşıyoruz. Filmin çoğunda bağrı açık gezen, maço bir ana karakter, tuhaf maskeli bir kötü adam -ki amacı yine dünyayı ele geçirmek- ve zayıf, korunmaya muhtaç, sarışın bir kadın. Doktor Biladeau adındaki bir bilim adamı, Karayip'lerdeki bulunan Voodoo Adası'nda egzotik malzemelerle "dünyanın en ölümcül hastalığı"na bir çare aramaktadır. Yılan zehirinden oluşturduğu serum ile yerliler üzerinde yaptığı deneylerde korkunç bir sonuç elde eder: Yılan zehiri adada yaşayan yerlileri koca gözlü zombilere dönüştürmektedir. Bu olay kötü adamların ilgisini çeker. Maskeli kötü adam liderindeki kötüler ekibi, yerlileri zombiye çevirip kendisine bir ordu kurarak dünyayı ele geçirmek istemektedir. Adaya yeni romanını yazmak üzere gelen macera romanı yazarı Tom Harris'in yolu doktorun kızı olan Jeannie ile kesişir ve birbirlerine aşık olurlar. Daha sonra bir takım aksiyonlar neticesinde Tom, olayları araştırmaya başlar.


I Eat Your Skin, zombi filmlerinin eşiği olan Night of the Living Dead'den birkaç sene önce çekilmesine rağmen birkaç sene sonra gösterime girdiği için klasik zombi filmlerine bir bakış gibi nitelendirilebilir. Romero'nun filmiyle metamorfoza uğrayan zombi alt türü artık yeni haliyle ürün vermeye başlamışken ortaya çıkan bu film hem inandırıcılıktan uzak, hem de başarısız bir film olduğundan dolayı izlendi ve unutulup gitti. Filmin sonundaki maket olduğu gayet net bir şekilde anlaşılan ada filmin genelinde kullanılan "idare eder" denilebilecek makyaj ve efektlerin üzerine tüy dikiyor. Yine de "kötü film"lerin sevenleri tarafından bir cevher olduğuna inandığım I Eat Your Skin bütün klişeleri ve dandikliğine rağmen (hatta bu şekilde olduğu için) izlemeye değer, eğlenceli bir film.




Devamı... >>

10 Ocak 2011

ZMD: Zombies of Mass Destruction (2009)


Son yıllarda çekilen korku-komedi filmlerine dikkat ettiyseniz ağırlıklı olarak zombi teması işleniyor. Shaun of the Dead, Zombieland, Fido, Slither, Dead Snow, Poultrygeist, Doghouse, Undead ve Dead & Breakfast gibi nicelerinin yanına kat kat fazla miktarda video için çekilen ve duyulmayan filmleri de eklersek büyük miktarda bir zom-com yığınıyla karşılaşıyoruz. Son on yılda çekilen onlarca film arasında çok zayıf örnekler olduğu gibi başarılı filmler de sayıca azımsanmayacak bir toplam oluşturuyor. Zombies of Mass Destruction (ya da yazının geri kalan kısmında yazacağım şekilde: ZMD) da onlardan biri.



Port Gamble - Washington'da geçen filmde Irak asıllı bir genç kız olan Frida ve gay bir çift olan Tom ile Lance hikayenin ana karakterlerini oluşturuyor. Frida üniversiteden atıldıktan sonra babasının yaşadığı Port Gamble'a döner ve babası tarafından ailesinin dükkanında çalışmaya zorlanır. Tom ile Lance ise Tom'un annesini ziyarete gelmiştir, asıl amaçları Tom'un annesine gay olduğunu açıklamasıdır. Sonrasında aniden kasabadakiler zombiye dönüşmeye başlar, hala "insan" olan karakterlerimiz barikatlarla kapatılmış bir eve ve kiliseye sığınırlar. Televizyondaki haber spikeri zombilerin oluşma sebebini terörist bir saldırıya bağlayınca olan Irak asıllı Frida'ya olur.



Yönetmen Kevin Hamedani'nin de ilk filmi olan ZMD'ın oyuncuları genellikle ya bir iki filmde figüranlık yapmış ya da ilk kez bu filmde oynayan oyuncular olmalarına rağmen çok fazla göze batan bir yanları yok. Çoğu kişi tarafından beğenilen Avustralya yapımı Undead'deki sıkıntı buydu, oyunculuklar yüzünden bir türlü filmin içine girememiştim. Ama ZMD, bu sorundan nasibini almamış. Film komedi-zombi kırmasıyken bir yandan politik mevzulara ve ırkçılığa da sırıtmadan değinebiliyor. 


Filmin yapımcı şirketi Typecast Pictures yeni bir şirket. Şimdiye kadar ZMD'dan başka çıkardığı bir film daha var: Iraq in Fragments. Iraq in Fragments Irak'ta geçen bir belgesel. Muhtemelen şirketin girişimcileri Irak'lıdır diye düşündüm ama yaptığım araştırma sonuçsuz kaldı. Yönetmen Kevin Hamedani'nin aşağı yukarı ZMD kadrosuyla çektiği ve kendisinin başrolde oynadığı yeni komedi filmi Junk, bu sene içerisinde izleyiciyle buluşacakmış fakat heveslenmeyin; Frida'yı canlandıran Janette Armand, Junk'ta oynamıyor. 



Devamı... >>